Şifa Ayetleri Kolye
Şifa Ayetleri Kolye

Şifa Ayetleri Kolye (HA1821)

Fiyat : ₺999,00(KDV Dahil)
İndirimli : ₺750,00(KDV Dahil)

“Kur'an-ı Kerîm bir Müslüman için her şeyi ifade eder. Hayatının her kuralını ondan aldığı gibi her türlü hastalıklarının da şifâsını onda bulur.”

Şifâ kelimesi sözlükte, hastalıktan kurtulmak, selamete kavuşmak, iyileşmek ya da devâ gibi anlamları ifade etmektedir.[1] En çok kullanılan masdarı, şifâ olup, çoğulu ise “eşâf” ve “eşfiye” şeklinde gelmektedir. Arap dilinde “isteşfâ fulanûn” kişinin şifâ talebinde bulunması anlamında kullanılır. Yine “eşfeytû fulanen” ibaresi ona devâ olan şifâyı verdim olarak anlaşılır.[2] Bunun dışında dilciler, şifâ masdarının aslı olan “şefâ” fiilinin, Arap dilinde farklı anlamlarda da kullanıldığını ifade etmektedirler. “Şefâ” nın biranlamı da, kenar, uç nokta, sınırdır. “Yoksa binasını yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına ( على شفا جرف هار ) kurup da onunla birlikte cehenneme yuvarlanan mı daha hayırlı?”[3] âyetinde geçen “şefâ” kelimesi, uç, kenar, anlamlarında kullanılmıştır. Yine “şefa” fiil olarak “’alâ” harf-i cerri ile geçişli bir fiil olarak kullanıldığında, “eşrefe” fiiliyle aynı anlama gelerek, bir şeye oldukça yaklaşmak, eşiğine gelmek anlamlarını ifade eder. Bunun için Arap dilinde, “ واشفو على الموت “ denildiğinde (kişilerin) ölümle burun buruna geldikleri ya da ölüme çok yaklaştıkları anı ifade eder.

Şifâ kelimesi hakkında şekil ve anlam itibariyle yaptığımız tahliller, Arap dilinde bu kelimeye birbirinden farklı anlamlar yüklenildiğini ve özellikle Kur’an’da şifa kelimesinin farklı anlam ve formlarıyla ifade edilmiş olması, oldukça geniş bir kullanım alanına sahip olduğunu göstermektedir.

Şifâ, insanın her türlü maddi ve manevi hastalıklardan, ızdırap ve sıkıntı verici gergin (stresli) ruh hallerinden iyileşmesi gibi anlamları ifade etmektedir.[4]

Ey insanlar işte Rabb’inizden size bir öğüt ve gönüller derdine bir şifa, mü’minler için bir hidayet (kılavuz) ve rahmet geldi.”[5]

Bu âyet-i kerîmede Kur’ân-ı Kerîm’in dört vasfından söz edilmektedir. Bunlar hiç şüphesiz; 1. bir öğüt, 2. gönüllerdeki hastalıklara bir şifa, 3. bir hidayet kaynağı ve 4. mü’minler için de bir rahmet olmasıdır.[6]

Gönüllerdeki hastalıklara şifâ ise; Kur’ân-ı Kerîm’in kalbî hastalıkları tedâvi ve her türlü ilaçları ihtiva eden bir şifâhâne olmasıdır.[7]

Biz Kur’ân’dan birbiri ardınca öyle âyetler indirmekteyiz ki, mü’minler için o bir şifâ ve bir rahmettir. Halbuki bunlar zâlimlerin ancak kayıplarını arttırır.”[8]

Şifâ kelimesinin geçtiği bu âyet-i kerîmelerle ilgili olarak, müfessirlerin değerlendirmeleri esas itibariyle birbirine yakın olmakla beraber, Kur’ân-ı Kerîm’in maddi hastalıklara şifâ olması konusunda ise, farklı değerlendirmeleri olmuştur.[9]

Müfessir Razî, bu âyet-i kerîmenin tefsirinde şunları söyler: “Mine’l Kur’ân” ifadesindeki “min” harfi, şifanın Kur’ân-ı Kerîm’in belli bir kısmı (teb’iz) için olmayıp, Kur’ân-ı Kerîm’in tümü (cins) için geçerlidir. Kur’ân-ı Kerîm hem ruhsal hem de cismanî (maddi) hastalıklara şifâdır. Ruhsal hastalıklara şifâ olması açıktır. Bunlar batıl inançlar, kötü ahlâklar, kişinin içinden geçirdiği çirkinlikler ve ayıplanan şeylerdir. Cismanî hastalıklar ise, Kur’ân-ı Kerîm’in teberrük olarak okunması, birçok hastalıklardan korur. Çünkü hakikatları meçhûl rûkyelerden (muska veya efsun) hiçbir şey anlaşılmadığı halde, okunmasında olumlu etkiler meydana getirmektedir. Şifâ olmak amacıyla Kur’ân-ı Kerîm’in okunması da, Allah’ın büyüklüğünü anmak, mukarreb meleklere saygı duymak, şeytanları, kötülükleri ve çirkinlikleri aşağılamak gibi mânâlara şâmil olduğundan elbette din ve dünya hakkında yarar sağlamaya sebebtir.[10]

Kurtubî’de Kur’ân-ı Kerîm’in hem kalblere hem de bedene şifâ olduğuna değindikten sonra bazı alimlerin, Kur’ân-ı Kerîm’in şifâ olması bütünü için değil, bazı sure ve âyet-i kerîmeler için geçerli olduğu hakkında nakillerde bulunur.[11]

Ebu Said el-Hudri (r.a.) naklettiği hadis-i şerifte; Resulullah’ın (s.a.v.) arkadaşlarından birtakım kimseler sefere çıktılar. Arap obalarından birine uğradılar. Onlara misafir olmak istediler, onlar kendilerini misafir etmediler. “İçinizden rûkye (okuyup üfleme) eden var mı? Zira obanın efendisini akreb sokmuştur,” dediler. Ashab içinden bir adam ki -Ebu Said kendisidir- evet dedi, var ve ona Fatiha suresiyle rûkye etti. Bunun üzerine iyi oldu. O’na bir bölük koyun verdiler. O, onu kabul etmek istemedi. Peygambere (s.a.v.) arz etmeden almam dedi ve Peygamber’e (s.a.v.) vardı, anlattı. “Ya Resulallah! Vallahi yalnız Fatihatü’l-Kitap ile rûkye ettim” dedi. Resulullah (s.a.v.) tebessüm etti ve: “Sen Fatiha’nın rûkye olduğunu nereden bildin”? dedi sonra da; “Onu onlardan alın bana da sizinle beraber bir pay ayırın” buyurdu.[12]

Yine Taberî’nin tefsirinde, Kur’ân-ı Kerîm’in bedensel hastalıklara şifa olmasıyla ilgili olarak birçok rivayet yer almaktadır.[13]

Abdullah ibn Mes’ud (r.a.) diyor ki, “Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Siz iki şifâ olan balı ve Kur’ân’ı elden bırakmayın.”[14] Darimî de, Abdulmelik ibn Umeyr’in (r.a.) şöyle söylediğini rivayet ediyor: Resulullah (s.a.v.):“Fatiha’da her hastalığa şifâ vardır” buyurdu.[15]

Kolyemizde biraraya getirdiğimiz ve her derde devâ olan şifâ âyet-i kerîmeleri Kur’an-ı Kerîm’deki altı yerde bulunmaktadır:

  1. “… mü'minlerden bir topluluğun gönüllerine şifâ versin!” (Tevbe, 9/14)
  2. “…ve gönüllerde olana bir şifa” (Yunus, 10/57)
  3. “…Onların (o arıların)karınlarından, renkleri muhtelif bir içecek çıkar ki, onda insanlar için bir şifâ vardır.”  (Nahl, 16/69)
  4. “Hem Kur'ân'dan öyle şeyler indiriyoruz ki o, mü'minler için bir şifâ ve bir rahmettir.” (İsrâ, 17/82)
  5. “Hastalandığım zaman bana şifâ veren Odur” (Şuarâ, 26/80)
  6. “De ki: “O, îmân edenler için bir hidâyet ve bir şifâdır!” (Fussılet, 41/44)

 

[1] İbn Manzur, Ebu’l Fadl Cemaluddin Muhammed b. Mükerrem, Lisanu’l Arab, Daru’s-Sadr, Beyrut,1990, XIV. 436; İsfehanî, er- Rağıb, Müfredat-ı Elfazı’l Kur’ân, Daru’l Kalem, Şam, 1992, s. 459.

[2] İsfehanî, s. 459; İbn Manzur, XIV. 436.

[3] Tevbe, 9/109.

[4] İsfehanî, s.459; Ateş, Süleyman, Kur’ân Ansiklopedisi, Küba yay.b.y.y., Ts., XXIV. 421-428.

[5] Yunus, 10/57.

[6] Razi, Fahreddin Ebu Abdillah Muhammed İbn Ömer, Mefâtiu’l-Ğayb Daru’l İhya’it-Turasi, Beyrut,t.y., XVII. 115.

[7] Razi, XVII.116; Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, Hak Dinî Ku’an Dili, Şura Yay., İstanbul, 1993, V. 148.

[8] İsra, 17/82

[9] Bkz. Alusî, Ebu’l-Fadl Şihabuddin es-Seyyid Mahmud, Ruhu’l-Meani fi Tefsiru’l- Kur’ân’il-Azim ve Sebi’l- Mesani, Daru’l-Fikr, Beyrut, VI. 139; Taberi Ebu Cafer Muhammed ibn Cerir, Camiu’l Beyan fi Tefsiri’l Kur’ân, Daru’l Fikr, Beyrut, 1988, VII. 124; Razi, XVII. 115; Meraği, Ahmed Mustafa, Tefsiru’l Meraği, Daru’l Fikr, Ts., V. 82; Yazır, V. 148 .

[10] Razi, XXI. 34.

[11] Kurtubî, Ebu Abdillah Muhammed İbn Ahmed el-Ensarî, el-Cami’Li Ahkâmi’l Kur’ân, Daru’l Kutub’l Mısriyye, Beyrut, 1954, X. 316.

[12] Kurtubî, X. 317; Yazır, IX. 348, Ayrıca, Bkz. Alusî, VI. 139; Taberi, VII. 124; Razi, XVII. 115.

[13] Taberî, V. 311-312.

[14] İbn-i Mace, Ebu Abdullah Muhammed İbn Yezid, Sünen, Çağrı Yay., İstanbul, 1992. Kitabu’t-Tıb, Hadis no, 3452.

[15] Darimî, Abdullah İbn Adurahman et-Temimi, Sünen, Çağrı Yay., İstanbul, 1992. Kitabu’l Fedaili’l Kur’ân, Hadis no, 28, 3501, 3533.

Benzer Ürünler